Hollanda-Amsterdam 2016 May-Haz

Hollanda — Amsterdam (Mayıs 27/03 Haziran) ( fotografları sayfanın sonunda göreceksiniz )

Bu benim ilk Amsterdam ziyaretimdi ve sanırım son da olmayacak! Son 3 senedir dünya’yı gezme fikrine sahip oldum ve buna neden olan şey ise, yemek pişirmeye olan tutkumdan kaynaklanıyor. Amsterdam ziyaretimi uzun, uzun anlatıp canınızı sıkmak istemem ama, kısa tutupta hevesinizi kursağınızda da bırakmayacağım!

Bu yazıda bulacağınız şeyler Amsterdam hakkında ve oradaki yemekle alakalıdır. Eğer ilgilenmiyorsan, Youtube’dan sevdiğin bir müziği aç ve kahveni yudumlarken keyfini çıkar..

Amsterdam, küçük fakat neşeli bir şehir. Şehrin en ünlü meydanı, Dam Suquare. ( Dam meydanı ) Eğer buraya yakın bir yerde konaklarsanız, şehrin neredeyse ortasında bulunmuş olacaksınız. Toplu taşıma kullanmadan müzelere, Red Light District, parklara vs. kolayca ulaşabilirsiniz. Konakladığım bölge Weteringschans olarak geçiyor. Burası Dam meydanına yürüme mesafesi 15-25 dakika arası ( temponuza bağlı ) Kaldığım bölge Heineken Experience, Rijksmuseum, Van Gogh Museum, Volden Park, meşhur I AMSTERDAM yazısına 5-6 dakika yürüme mesafesinde. Bu lokasyonlara yakın olması keyifli ama Şehrin tam kalbine, yani Dam meydanına uzak kalıyor. Gece oraya gidip geri dönmek bir miktardan biraz fazla insanı yoruyor.

Binaların hepsi birbirinden şekil ve akıl almaz. Ya arkadaş sen o 850 yıllık binayı hangi kafayla tasarladın? Mantarların etkisi olabilir!! Bu arada kendimi şehre girdiğimde şirinlerden birisi sandım, mantarlar falan.. bilirsin!

Yürüyerek gezmek istemeyenler için tramvay yapmışlar. Evet cümlede bir terslik yok. Çünkü, herkeşler pisiklet kullanıyor ve kullananların bazıları son derece agrasif bir şekilde sürüyor. Bir kaç kazaya şahit oldum. Çarpışanlar yerlerde yuvarlanıp, saltolar atarken izlemekle yetindim. Herikisi de ayaklanıp birbirlerine bıcır, bıcır bir şeyler söyleyip yollarına devam ettiler. Ulaşım acık pahalı! mesela günlük kart alıyorsun sınırsız 24 saat binebiliyorsun ama bineceğin en fazla 4 ya da 5 keredir. Bunun için 7.5 avro ödüyorsun. Ulaşımı çözerseniz her yere rahat rahat gidersiniz ve gününüzü farklı bir yerde geçirirsiniz ki ben öyle yaptım. Elinize şehrin haritasını alın ve her yere gidin! şöyle kötü bir şey var; haritada duraklar yazmıyor. Tram’ a ( onların demesi ) bineceğiniz zaman ineceğiniz durağı öğrenmenizi tavsiye ederim. Biletler Tram’ın içinde ya da kalacağınız otelde satılıyor. Otobüs kullanarak da pek çok yere gidebilirsiniz. Özellikle uzak yerler için tercih edebilirsiniz.

Şehrin doğusunda kalan Windmill The Gooyer’ de bulunan yel değirmenine Tram kullanarak gidip, tap taze biralarından içebilirsiniz. Aman dikkat! saat 7 den önce gidin çünkü, damızlık ineğin ot yediği gibi bira içilip tüketiliyor. Test menüsü var normalden biraz küçük bardakların içine 5 farklı bira koyuyorlar ve tatlarına bakabiliyorsun. Bunu deneyebilirsiniz mesela! ( Dikkat! Alkol Sağlığa Zararlıdır ) Biranın yanında atıştırmalık Bacon ( domuz pastırması/sucuğu) ya da dana etinden yapılmış sosis yiyebilirsiniz. Et çiğ, buharda yarım pişirilmiş barbekü ile tütsülenmiş. Porsiyonlar büyük 4 kişi tadımlık yiyebilir.

Özellikle 1. Dünya savaşı ülkelerinin çoğunda olduğu gibi buranında kendine özgün yemekleri yok. Tüm dünya mutfağını şehre dökmüşler. Bunu aslında severim! insana bir şehirde farklı kültürlerin yemeklerini deneyimlettiriyorlar. Türkı, Hint, Uzak doğu, İtalyan vb. ülkelerin mutfaklarına sıkça rastlayabilirsin. Uzak doğu mutfağına merakım büyük! Her fırsatta Noodle restorantlarına girip farklı yemekler yedim. Noodle restorantlarının isimleri genelde Wok To Go, Wok To Wok, Wok To Walk … gibi Bunların içinde denk gelirse Wok To Walk’a gitmenizi ve orada Tavuk ve Japon soslu noodle yemenizi tavsiye ederim. En lezzetli yer orasıydı! Flower Marketin oralarda dolanırken, mağazaların olduğu sokaklardan birinde, kesinlikle karşınıza çıkacaktır!

Wok To Go’ dan aldığım Toscano Garlic Shirmp noodle’ ı acı sevenlere tavsiye ederim. Bu yemekle ilgili hatıram da şöyle; Acı olduğunu bilmiyordum. Yemeği take a way alarak Dam meydanına yürüdüm. Meydanda ki taşın yanıbaşına oturup yemeği yemeğe başladım. 7 saniye sonraki acı hissini tarif edemem ama, Dam meydanında ağzımdan burnumdan yaşlar geler ek yediğimi asla unutmayacağım!! (Hatırama Bak)

Gezerken veya tozarken karşınıza çıkacak olan semt pazarlarına girecek, mantarı ve peynirleri inceleyeceksiniz ama muhtemelen sadece bununla yetineceksinizdir. O pazarlarda satılan sokak yemekleri deneyin ama. Tüm gün elimde onlardan bir tanesi ile gezinip durdum!

İnsanların hayatlarını kolaylaştırmak ve israfı önlemek için avrupanın pek çok ülkesinde olan porsiyon gıda paketlerini tüm marketlerde göreceksiniz. Meyve ve sebzeleri doğranmış halde ve istediğiniz miktarda alabileceksiniz. Bir markete girdim ve yolluk bağabında kendime dilimlenmiş meyve almak istedim. Kadın – Hayy, hellooo! dedi. -Ablacım merhaba dedim! Çünkü girdiğim market Özdemir Gıda idi! gülüştük, fazla takılmadan uzadım oradan.. Dönerci dolu mesela. Ama gitmedim, yemedim tadını bilmiyorum. Tavsiyem lokal yerler arayın. Kaldığınız otele sorun ya da tanıştığını birine.

Antika pazarları var ya da dükkanları. Buralara girin ve keşfedin, çok keyifli!

Cadde restorantlarında yiyeceğiniz yemekler 15 avroyu geçmez. Ama seçimleriniz yaparken yine de dikkat edin, bunlardan bağzıları pahalı. Fakat deneyimlemek isterseniz MOMO restoranına gidebilirsiniz. Ortalama kişi başı 70-80 avroya mal olabilir. Sunumları enteresan ama o şatafata daha iyi olabilirdi, otur MOMO sıfır! Et ya da sushi yiyebilirsiniz, başarılı!

Arjantin steak restorantlarını pek çok yerde görebilirsiniz ama bir numarası olmadığını düşünüyorum. Açıkçacı beğenmedim. Belkide oralar iyi yapamıyorlardır ama tıklım tıkış diye giriyordum mekan seçimlerimi yaparken!

Waffel’ cı dolu bir de. Burnunuza güzel kokular gelecek, demedi demeyin!

Gel gelelim şu dillere destan Red Light District! Şehrin en mühsteşcen yeri. Burası bir sokak değil, 3-4 kanaldan oluşan bir semt gibi. Sokaklarında polis göremezsiniz. Tabi sivil polisleri farketmediğimiz için. Denetimli, denetimsiz bir yer. Herkes çok rahat, göreceklerinize, yaşayacaklarınıza ve akıllarda kalacak hatıralara inanamayacaksınız! Buralar çok farklı olsa da, beni o kadar da etkilemedi. 8 Günde sadece 2 defa gittim. Bunlardan biri gerçekten gezmek için diğeri ise yolum oradan geçiyordu dolandım. Burası ile ilgili anlatılacak pek çok şey var ama bu yazıyı kimlerle paylaştığımı tam olarak bilmediğim için bununla sınırlı tutuyorum. İnternette pek çok bilgiye ulaşabilirsiniz..

Otobüsle Wolendam’a yolculuk ederseniz eğer, Haring balığı yemeden sakın dönmeyin çok kızarım! O bölgeye özel bir balık. Salamura edilmiş, ince kıyım beyaz soğan ve ince dilimlenmiş acur turşusu ile servis ediliyor. Ekmeksiz göm gitsin! Yine aynı bölgeye yakın olan Zaanse Schans’ daki yel değirmenlerine kesinlikle gitmelisin. İçinde bulunan küçük köyde eskiden yaşam varmış. Ama şimdi tamamen turistik tesise dönüşmüş. Ama bunu dert etmeyin çok keyifli! Çikolata veya peynir imalatlarının nasıl yapıldığını görebilir, Hollandalılara has Klomp terliğinin farklı çeşitlerini yakından inceleyebilir, sevdiysen satın bile alabilirsin. Eski Hollanda ya da Alman yapımı Haydi tarzı çizgifilmleri hatırlarsan oradaki karakterlere benzeyen insanlara rastlayacaksın ve bu seni heyecanlandıracak. Hele o çizgifilmlerle büyüdüysen kendini garip hissedeceksin. Gidin, çok keyifli!

Her seyahatte de olduğu gibi anlatarak bitirilecek gibi değil! Blog ziyaretinin kısa olanı makbuldür diye duydum. Bu yüzden burada noktayı koyuyorum. Çay’a, kahveye yine beklerim. Sevgiler!

 

 

dam meydanı eskici pazarı kanal evleri4 kanal evleri2 kanal evleri1 kanal evleri ev kanallardan kanal kanal müzisyen peynirci abla sushi tahta yel değirmenleri volendam evlerii köprü kanallardanköpekamsterdam kedisi



Bir Cevap Yazın